Sanırım en zoru sabahları uyanmak...
Alexandra ile 2 günlük serüveni geride bıraktık. 2 güne de aynı şekilde başladık. Önce burundan nefes alıp ciğerlerimizi açtığımız yoga hareketleri, sonra ağızdan nefes alarak pelvise ve vücudun alt kısımlarına hava doldurarak sınırlarımızı zorladığımız nefes hareketleri. İtiraf etmek isterim ki bu iki ısınma seti de ben ve şu an harap ve bitap halde olan vücudum için çok ama çok yeni. Daha önce böyle bir deneyimim olmadığı için şu an klavyedki tuşlara değen parmaklarım bile adeta sızlıyor. Bu egzersizlerle bugüne kadar vücudumun ezberlediği ve hep aynı şekilde yapmaya alıştığı hareketlerin yavaş yavaş değişmeye zorlandığını hissediyorum. Özellikle ağızdan alınan nefes yoluyla hava ile şişirilen karın ve pelvisin önce boyun, sonra göğüs sonra bel, sonra da bacakların arasından "tıss"'layarak boşaltılması sanırım gittikçe sevmeye başladığım bir egzersiz. Aslında itiraf etmek isterim ki, kimi zaman "tıss"'larken başım dönüyor ve gözlerim kararıyor. Ama sınırlarımı zorlayıp dayanmaya çalışıyorum.
Birinci ve ikinci günde ısınma seansı sonrası yaptığımız ortak çalışma vücudun değişik bölümlerinin vücuttan bağımsız hareket edebileceğini ve hatta tüm vücuda kendi başına liderlik edebileceğini kanıtlamak için sınırlarımızı zorladığımız hareket bölümü. İlk gün buna bir partner ile başladık. Partnerim Buğra daha önceki tecrübeleri ile tüm hareketlerime kafa ile başlamam konusunda bana bir hayli yardımcı olmaya çalıştı. Ama daha önceden de belirttiğim gibi vücudun ezberleri aşmam için önümde büyük setler oluşturuyor. Sanırım onun Behiç ile yaptığı solo performans ve ikinci gün egzersize başlarken Alexandra'nın vücudumu tamamen serbest bırakarak sadece kafamın harketlerine odaklanmam için bana verdiği tüyolar 3. güne aynı çalışmanın yapıldığında daha rahat odaklanabileceğimi düşünmem konusunda kendime olan güvenimi artırıryor. Tabii bu çalışmaya 2. gün omuz, dirsek ve bilek-el liderliğinde devam ettiğimizi de hatırlatmakta fayda var. Sanırım kendimi en rahat hissettiğim ve liderliğine biyat ettiğim bölüm el ve bileklerin liderlik bölümüydü (yani en azından ben öyle hissettim ama tabi dışardan neler görünüyor orası hakkında hiç bir fikrim yok). Bugüne kadar, yaşantımda her yaptığım şeyi en kısa zamanda en iyi şekilde yapma iç güdüsüyle hareket eden ben, vücuduma söz geçiremediğim anlarda Alexandra'nın yanında bitiyorum hemen. Ve ona dert yanıyorum. Yok efendim kaslarım yırtılacak gibi oluyor nefes egzersizlerinde vücudu geriye yatırdığımızda, yok efendim bir bölgeye konsantre olup onun liderliğinde ilerlemek kimi zaman imkansızlaşıyor benim için gibi gibi.. Ama Alexandra'nın beni telkin etmekte kurduğu tek cümle (hatta cümle bile sayılmaz); "yavaj yavaj..." İşte tam olarak bu konuda kendimi eğitiyorum sanırım bu atölye sayesinde. Ba(ğ)zı şeyler yavaj yavaj düzeliyor. Ben de bu konuda bedenimin sınırlarını günbegün öğreniyorum sanırım.
İki gündür tekrarlanarak devam eden bir başka çalışma ise yürüyüş çalışması...
Önce bedenimizi başlangıcı ve bitişi olan bir yürüyüşe hazırlamak, kendimize bir yürüyüş şekli belirlemek üzerine odaklandık. Sonra iki gruba ayrılıp Buğra ve Cansın'ın liderliğinde aynı çalışmayı ekip çalışmasına çevirdik. Aslında iki gündür Alexandra'nın altını çizerek söylediği en önemli şey; "yapılan hareketin, sergilenen performansın, çıkarılan sesin mükemmel olması gerekmiyor. Önemli olan aynı enerjiyi taşıyabilmek. Liderli bir çalışma ise liderin enerjisini hissetmek ve onun enerjisinin içindeki bir element olabilmek. O enerjinin üstüne çıkmamak, onun enerjiyi taşımasına ve enerjinin gruba yayılıp bir bütün olmasına yardımcı olmak". Evet, müzikale giden uzun yolda sanırım tam olarak öğrenmemiz gereken de bu. Tek bir enerji olabilmek. 2 günlük performansımızı değerlendirirken Alexandra hep daha iyiye gideceğimizi ve aslında hızlı yol katettiğimizi söylüyor. Sanırım bunu ufak ufak ben de hissediyorum.
(İtirafların ardı arkası kesilmiyor... Halen kendime bir yürüyüş oturtamadım. Bu konuda biraz muzdaribim. 3. gün belki de bu sıkıntımı aşmam konusunda şanslı günüm olabilir.)
Günü ikiye bölen uzun ara öncesi beden ve nefes çalışmaları yaparken ikinci bölümde genel olarak ses üzerine odaklanıyoruz. Ama sanmayın ki enerjinin taşınması, ortak enerjiyle ekibin birleşmesine uğraşma çalışmaları ikinci yarıda mevcut değil... Aksine, birbirini dinlemek, aynı enerjiyle yapılan egzersizlere devam edebilmek ses çalışmasının en önemli parçası. İkinci günün ikinci yarısına, delilercesine koşarak oynadığımız ebelemece ve benim hunharca ebeleme girişimlerim yüzünden az daha tüm ekibin 10'lu setler halinde şınav çekecek olayazmasının hemen akabinde, topluca hareket ederken içimizden birinin ses vermek için durduğunda, ekibin geri kalanı da onunla beraber donduğu ve ses verenin sesine katıldığı, ardından başka birinin yeniden harekete geçerek, kaldığı yerden enerjiyi gruba ve salona yaydığı bir egzersizle başladık. Daha sonra bu egzersizde ses çıkarmaların yanına metinler eklendi. O an gruptan birinin canı ses vermek istediğinde tüm grup ona katıldı, bir diğeri herhangi bir konuşmaya başlamak veya bir tirada girmek istediğinde, tüm grup durdu ve onu dinledi. Alexandra bu çalışma sırasında ekibi birkaç kez durdurarak; önemli olanın tiradın ya da metnin teatral başarısı, çıkarılan sesin müzikal kusursuzluğu olmadığını, asıl önemli olanın grubun enerjisinin hiç düşmemesi ve hatta giderek daha yüksek bir noktaya taşınıp bir bütünlüğe ulaşılması ve herkesin aynı enerjiyi hissetmesi olduğunu belirtti. Ve sanırım egzersizin sonuna doğru bu konuda kendimizi eğitmeyi başardık (ya da bana öyle geldi). Herkes birbirini dinlemeye, takip etmeye başladı. Bir tirad olarak başlayan Sıla'nın arılı rüyası bir noktadan sonra günlük bir konuşmaya dönüştü. Herkes hikayeye katkıda bulunmaya başladı. Ve böylece seyirciye sesini duyurmak zorunda olan dev sahnelerdeki oyunculardan aynı enerjiyi taşıyan ve hararetli bir sohbetin parçası olan bir ekibe dönüştük (ya da tekrar söylüyorum bu da bana öyle geldi...).
Çalışmanın sonlarına doğru rezonansı önce burnumuzda, sonra yanaklarımızda, sonra kafamızda hissettiğimiz ses çalışmasına geçtik. Ardından da titreşimi tüm vücudumuzda hissetmemiz için partnerli bir çalışma yaptık. Bu çalışmada, partnerin sırt, göğüs, bel, bacak bölgelerine uyguladığımız ufak darbeler ile ses verdiğinde vücudunda nasıl farklı titreşimler oluştuğunu deneyimledik. Ve bir başka partnerli çalışmada alnımızdan, yanaklarımızdan ve göğsümüzden yayılan titreşimi iyice kavrayabilmek adına, sırasıyla sayılan bölgeleri partnerimizin aynı bölgelerine dayadık ve karşılıklı titreşimin vücudumuzda nasıl dolaştığını anlamaya çalıştık. Meditatif bir egzersizdi benim için ve gerçekten sesin farklı titreşimlerle vücudumda dolaşmasını deneyimlemek çok güzeldi.
Eksiklerimi sıkça fark ettiğim bu 2 günlük çalışmada sanırım en çok aklımda kalan şey; Alexandra'nın "yavaj yavaj" ikilemesi. Benim için zor... Bu hayatta birşeyleri yavaj yavaj yapmaya alışık değilim ama en başta da dedim ya, ezberi bol bir adamın ezberlerini bozan, kaslarını kıran, boynunu ağrıtan, gözlerini karartan ama ertesi gün yeniden içine çeken çok yararlı, çok heyecanlı ve ekip olmaya başladığımızı hissettiren çok şukela bir atölye oluyor benim için. Sanırım masadan kollarımı bir süre kaldıramıyacağım için yayınla butonuna ulaşmakta zorluk çekeceğim. Ama yavaj yavaj da olsa bir şekilde bu yazıyı yayınlayacağıma inancım tam...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder